18 Mart 2015

bu çukurda debelenmek istemiyorum


   karar verdim bu çukurda debelenmek istemiyorum. metrodaki beyaz ışıkları görmek rayların o sinir bozucu gıcırtısını duymak veya insan kokan yollarda yürümek istemiyorum. bu şehirle ya da ''şehirle'' alakalı sorunlarım yok. zaten şehirde büyüdüm bu kargaşaya doğdum. doğada olmak gibi bir derdim yok okuyucu. ben sadece var olmak istiyorum varlığımdan sıkılmadan.
   bilmiyorum bundan rahatsız değilim izole yaşıyorum. nasıl başardım bilmiyorum ama insan içine çıkınca zorlanıyorum biraz korna seslerinden. sevilmek istiyorum sadece galiba herkes kadar. bunu idrak ve itiraf eden nadir insanlardanım. hoş sevmeye de ihtiyacım var. seviyorum da... bilmiyorum okuyucu bilmek istemiyorum. uzun zaman sonra neden bu kadar sokakta bunaldım neden!?
   bir şeylere sürüklendiğimi hissediyorum itildiğimi hissediyorum. metrobüs sırasındaki o kaba saba insanlar tarafından itildiğimi hissediyorum. peki ne yapmalıyım?
   ''BU GÜNLERDE KENDİMİ HIYAR GİBİ HİSSEDİYORUM''  övünmek gibi olmasın.
bir şeyler bir şeyler bir de oturunca yazamıyorum . bence ben artık yazmayayım bir süre artık gelenlerin gelmesini bekleyeyim. gelenler neredesiniz? artık gelin de iki çatlayalım patlayalım.

16 Mart 2015

Sürüklenmece.


Hiçbir şeylere karar veremediğin günler bir bıyık düşünüyorsun. Koca bir burnun altına kıvrılmış. Yataklarda tohum taneleri. Ki tohumlar zaten tane tane. Açıklamaya girişmek zorluğunu mırıltılarla durduruyorsun. Tanrıça'sı olmayı aklından geçirdiğin küçük, kısa zaman titreşimlerinde olabileceğini bilmenin verdiği rahatlıkla kırmızı rujunu düşünüyorsun. Ama yine de sana Tanrıça diye seslense, akvaryumundan çıkıp, orman elflerinin yaptığı dolunay büyüleriyle ayaklanıp, ona doğru koşmak istediğinin farkındasın.
Gözünün hizasındaki küçük mavi,yeşil,kırmızı pervaneciklerin bıyıklı olduğunu fark ettiğin gece, bir şeylerin çıkmazlara sürüklendiği ana denk geliyor.
Hatırında kalan tek şeyse, ayakların.

-brida.

Ağaçlara gelir misin?



kadın kadın olmasıyla...


   dünyadaki yaşamın kaynağını okuyorsunuz. bir kadını okuyorsunuz.
hayal edin dünya üzerinde dişi kalmadığını düşünün. hiç bir varlığın, canlının dişisi yok. hayat devam edemez. 
   güzel olmanın, kıvrımlı, yumrulu, pürüzsüz, misk kokulu olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal edin. saliselerle yarışan düşüncelerin kurguların kafanızın içinde ne denli takip edilemez bir hızla dolanıp durduğunu, hormonlarınızın anlamadan dinlemeden sizi ele geçirmesini hayal edin.
    neden bu kadar güzeliz? neden hep güzeliz? neden bize aşıksınız?  hepiniz bize tapıyorsunuz kabul edin. dans ederken bizi izlemeye bayılıyorsunuz, bizim resimlerimize fotoğraflarımıza bakmaya doyamıyorsunuz. evet, bütün insanlık kadının zarafeti altında ezilerek yaşıyor. 
    unutma okuyucu tanrıdan önce tanrıça vardı. eğer tanrı erkeği kendi suretinde yarattıysa bir annesi olmalı. FEMİNİST DEĞİLİM helölölö! KADININ ÜSTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNMUYORUM helölölölölölö! bunlar gerçekler okuyucu. bir kadının memesinden süt içerek hayatta kaldın. bir kadının rahminde ruhun bedenine kavuştu. içtiğin ot bile dişisi sayesinde kafa yapıyor.
    kabul edin kırmızı rujlu kocaman bir dudak incecik bir bel ve yuvarlak kalçalar hepimizin ağzını sulandırıyor. vajinanın yumuşaklığı ıslaklığı ve sıcaklığı hatırlatmalı herkese yaşamın kaynağının ne olduğunu. 
    erkek ademoğludur okuyucu biz ise ona hayat vereniz. şimdi diz çökün merhamet dilenin çünkü ne kırılganız ne de çiçek biz sizin yaratıcınız ve yaşamın yegane kaynağıyız. sizi besleyen büyüten ve bakanız. biz eğer her ay katil olmuyorsak bu kanımızın ceza hukukunda hafifletici neden olarak yer almıyor olmasından değil. unutma! annesine küfredilen bir erkek adam öldürürken biz sizin deliliğinizi her gün günde 5 saat yaşıyoruz okuyucu ve dikkat ettin mi öldürmüyoruz. doğamıza aykırı biz öldüremeyiz. 
   biz sizi seviyoruz geniş omuzlarınz kıllı göğsünüz ve erkeksi kokunuzla pis ağzınızla şiddetiniz ve hiddetinizle ruhunuzun çocukluğuyla tıpkı tanrı gibi davranıyoruz size. sizi affediyoruz sizi dinliyoruz size hizmet ediyoruz ama yine tıpkı tanrı gibi sizi terkediyoruz. unutuyoruz ihmal ediyoruz okuyucu. biz de bilmiyoruz sizi neden yarattık emin olun tanrı da bilmiyor. biz onun çocuklarıyız okuyucu dünyada bizim oyun bahçemiz oyun saati bitince kardeşlerini inciten çocuklara nasıl ceza verirse anneler babalar tanrı da aynını yapacak. saçımı çekme okuyucu ben seninkine asılırsam inan sonumuz kötü olur.

*diyoruz yaşasak çıkmazları sevişsek olmayanlarla 
*mdma ayna kırmızı ruj gece deniz kızı orman elfi ***kimse bridaya layk değil! 
**ben pina 


    pina bir kadın. bir aşık. bir aptal ve bilmiyor aslında ne olduğunu... pina kafası karışık bir kedi. pina bir daha aşık olsun. pina yok olsun. pina bazen hiç var olmamış olsun , yokkişi olsun adı. 
   KADININ BUNALIMI TANRISALDIR.


PİNA  

https://www.youtube.com/watch?v=chFmFpTc21s

10 Mart 2015

Şimdi insan ne yapsın?

Nasıl da geç kalıyorsun her şeye..
Hangisini bilerek ve isteyerek yapıyorsun ki sanki? Neler geldi ki şu ana kadar başına? Hangi birinin gerçekliğine inanabiliyorsun? Sanki güzel şeyler oluyormuş da sen güzelin ne olduğunu bilmiyormuşsun gibi. Adamlar oluyor hep bir yerlerde. Sabit, kımıltısız, gereksiz, olduğu gibi duruveren. Yürümeler koşmalara, koşmalar belli bir bağlantısızlığa bağlanıp duruyor. Brida dediğin sen baş aşağı düşüveriyorsun hep bir yerlerden. 
Hep mi hastayız acaba biz? 
İyileşmemek değil de iyileşememek mi hepimize konan şu tanı?
Ben son zamanlarımı iyi geçirmiyorum. Sırça fanusumu dişleyip duruyorum zamansız. Zaman bir zürafa yavrusu aslında ve ben onu yatağımın altında besliyorum. Adını değiştirmeyi düşünüyorum. Uzun, zarif boyunlu yavru bir varlığa "zaman" demek pek hoş değil okuyucu. Ve bu hayatta hoş olmayan şeylerin sayısı çok. Pina yatağımda uyurken benim okula gitmeyip kanepede ağlamak istiyor oluşum gibi mesela. 
Bu sefer kendimi çok kaybettim. Kaybımın bu kadar derin oluşunun farkında değildim üstelik. 
ma-
jör
dep-
res-
yon.

-Brida.

5 Mart 2015

Yeşil durexle Seviş bu yazı boktan

O   Şimdi bir şey yapmanızı istiyorum. Siz istemiyorsanız sıradaki blog için parmağınızı oynatın. 
   Evet nerede kalmıştık? Ha! Düşün bir bu olanların yalan olduğunu, hani bilim kurgu filmi gibi işte. Aslında şu yaşına kadar hiç var olmadığını. Çok da acayip değil değil mi? Yani bir rüyayı anımsamak gibi tamamen. ne zaman başladığı belli değil bir şekilde buraya düşüyor insan. Hatırında bölük pörçük varlığından tam olarak emin olamadığın anılardan ibaret ve bunları yaşadığına neredeyse eminsin. (Felsefe olsun diye değil onun için yazamıyorum. Ne alaka...) neredeyse diyorum çünkü vardır illa hepimizin rüya mı gerçek mi bilemediği ve kimse tasdiklemese de yaşadığına "neredeyse" eq
min olduğu o enteresan anıları. Ben de var ki yazıyorum ama şu anda da sanki o anların birindeyim. Şu an kimse ne yaptığımı bilmiyor. Evet dünya üzerinde hiç kimse şu an ne yaptığımı bilmiyor. Ya ben zannettiğim şeyi yapmıyorsam? Söylediğim her hangi bir şeyi yalanlayacak kimse yok. Elbette doğrulayacak kimse de yok. Şu an bir adam öldürüyorum okuyucu. Nasıl yaptığımı anlatacak değilim. Bunu kimse beklemesin. Bu makdul ile benim aramdaki en özel an. Nasıl ki sevişmelerimi anlatmıyorum bunu da anlatamam. 
   Şu an yaptıklarımın hiç bir kanıtlanırlığı yok. Çoğunuz uyuyor. Ya sizin başınızda beklediysem tüm gece? Tüm o rahatsız kıpırdanmalarınızın sebebi bensem? Aksini iddia edebilir misiniz? Bence hayır. 
   Tamam saçmalamayı bıraktım okuyucu. Ben elbetteki bir adam öldürmedim elbetteki senin başını da beklemedim. Allah aşkına neden yapayım ben deli miyim?  Bilmem belki de değilim. Her neyse ben sadece uykusuz karının tekiyim GECE GECE BEYNİM SİKİLDİ! Bir de iki gün zar zor ateşim düştü çok hastaydım ondan kafam yandı. KOKAIN BULUN BANA!  Biri bir şey yapsın amına koyucam her şeyin şimdi!  
Pina

2 Mart 2015

Hayır! bu bir kaçış değil

   Neyden kaçalım? bilmem ki ben neyden kaçılır. Ayrıca nasıl kaçılır? Yani kaçsak da kurtulacağımızın garantisi yok okuyucu. 
   Tam da bu gün konuştuk Brida ile bu konuyu. Her yumruk yediğimizde ayağa kalkmak zorunda değiliz. Bırakabiliriz  kendimizi ve yere düşmeden önce bedenimizin savrulduğu o aralık, tamamen kayıp olan saliseler içindeki o bilinçsiz anlarda yaşayabiliriz. Yirmili yaşlar zaten tamamen ağzının üstüne düşmeden o boşlukta süzüldüğün anlardan ibaret değil mi? En azından bence öyle... herkesin sonu aynı bir şekilde bunu reddetmiyorum artık. Ne kadar cool olursak olalım okuyucu rock star gibi yaşayamayacağız. Bir yerde nokta konulmalı bunu biliyoruz. En azından şimdilik böyle düşünüyorum.
   Her gün bir şey düşünüyorum hatta her an bir şey düşünüyorum. Beynim turboda çalışmaya hiç ara vermiyor ama bil ki okuyucu bunun çaresini de biliyorum. Bağımlı da olmamak lazım. Çok çaba gösteriyoruz. Pek çok kişi... Tanımasak da birbirimizi biliyoruz çok çaba gösterdiğimizi. Müziğin içinde yaşamak, piyano gibi hissetmek, bütün bir dünyadan soyutlanmak muhteşem bir histir okuyucu. Var olan her hücreyi hissetmek harikadır, evrenin farkında olmak ve bir parçası olduğunu anlamak harikadır. Ama harika olmayan şey realite.
   İstanbul'da yollar vardır iki çeşit. İnsanlar bunu gidiş geliş diye adlandırmayı seviyorlar. Bence yollar sadece iki şerittir. Kimin gidip kimin geldiğini bilmediğimiz yollar nasıl böyle saçma bir şekilde adlandırılabilir. İstanbul'da acelesi olan insanlar vardır okuyucu ve hepsi acelesi olan insanlardan şikayet eden bir güruhtan ibarettir. Her yerde seni izleyen kameralar vardır, her yerde seni izleyen insanlar vardır. Burada her yer insan kokar, üstün başın insan kokar burada. Anneni arayıp ağlarsın evimin yolunu bulamıyorum diye. Burada annen yoktur. Kimsenin annesi yoktur burada. Burası, babaların şehridir. Zalim, cürretkar ve bin öküz gücünde erkeklerden oluşan babalar şehri... İki kolunu tutarlar tek elleriyle ve dizleriyle bacaklarına bastırırlar. seni iterler asfalta doğru ki asfaltla birleşebilesin. Bilirler ancak üstüne o zaman basabileceklerini. İşte iğrenç olan budur okuyucu bu realite.
    Düşünemez hale geldiğinde rahatlık bulur seni. Müziği o zaman duyarsın, hareket o zaman başlar. Midenden ağzına doğru bir sarsıntı hissedersin. İçinde dinmek bilmez bir enerji bulursun. Her yanını saran o yapış yapış havayı donduran sineklerden o zaman kurtulursun. Konuşmaya başlarsın çünkü dışarıyla bir bağın kalmamıştır bunu bilerek özgürce konuşursun. Sen artık kimsen o olmaya başlarsın, nasıl istersen öyle dans edersin, öyle güler, öyle yaşarsın. HAYIR BU BİR KAÇIŞ DEĞİL! bu bir kaçış olamaz okuyucu bu, kendini bulmaktır. Lakin sosyal olmaya da mecburuz. işte bu yüzden deliriyoruz. Sana söyledim yine söylerim bu kendini bulmak okuyucu bu kadar insan kaçıyor olamaz. 

pina