25 Şubat 2015

eşleşme.

         
  +pina: ben ki bembeyaz bir kadındım esmer sevdiğim gün anladım
-brida: belki de yağmur pembe yağıyordu.
+pina: orada bir toz varmış pembeyi sevmedik hiç o yüzden mi tozlandık bilemedim
-brida: hayır hayır hayır, bazen bazı şeyleri yapıyormuş gibi yapmak çok güç
+pina: bir gün konuştum 120 kişinin önünde o gün de tek damla yağmur yağmuyordu ne pembe ne başka renk ama ''bağzı şeyler'' seninle güç olmaktan çıkmıştı 
-brida: kelebek bokuna bile gülebilitemiz olduğunu hesaba katarsak yine de kelebeklerin kanatları yağmurda güzeldir
+pina: adımızın baş harfini yazmadığımız gün memleketimde kar gördün. o günden sonra bin yıl sussak da biliyorum kelebek boku hep içimizde 
-brida: kelebek boku bizdik aşkım.
+pina: herkes incir reçeline ağlarken biz ''prezervatif diye bir gerçek var'' diye bağırdık 
-brida: halbuki çok ağlak olduğumu düşündüğümüzde senin evde çıplak koridorlarda bağırarak koşturduğun günlerin görüntüsüyle bir gülme de gelmiyor değildi o zamanlar
+pina: neydi hatırlamıyorum. ama bir dönüm noktası varsa insan hayatında o da son bir iki haftadır onu biliyorum. her şey bir acayipleşip 1. haline geri döndü.
-brida: sebep sonuç ilişkilerine girmesek. sonuçta benim sebeplerim çok da mantıklı şeyler olmuyor. allahsız gülen erkekler, saçındaki kıvrımı sevdiğim 94'lüler falan. cıks bizden pek de adam olmıycak.
+pina: sikelerim! bir kafam güzel iki kafam hala güzel ama ozzy her şeye iyi gelebilir ayrıca ''aynı anneden olmayan kız kardeşim,'' ilan ettim seni. anneme başka kşmsein anne demesini kabul edemezdim. çok uzun laflar çok uzun zamanlar ama kafalar kısa, saçlar kısa. parmaklaraın uzanamayacağı kadar 
-brida: babamı sana satıcam, karşılığını 5 kavanoz balla alırım ama. bir de saçımın kulakları çıktı sana çiçeklerini verdim.
+pina: çok insanla dans ettim kimseyi yanımda istemedim senin kadar ben sana aşığım! bu gerçek aşk 
-brida: kız kardeşin de değilim senin. ben senin çocuğunun dayısım. ona bir şeyler içerken heyecanlanıp ortalığa tükürmesini, prezervatifsiz asla kuralını, kızların kıçını çimdiklemesini, erkeklere benimle yatar mısın diye soracak cesarete sahip olmasını öğreticem. 
+pina: çünkü biz şanslıyız. mecbur olduğumuz değil seçtiğimiz kardeşe sahibiz. aynalarla konuşmanın kötü olduğunu düşünerek büyüdük ama... o kadar çok şey var ki aşufte kardeşler bilir bi
-brida: bir şeylerin yolunda gitmesi için illaki uzun saçlı, uzun gözlü dargın perilere ihtiyacımız olmadığını sadece denizkızlarıyla, orman elflerinin dinlediği müziklerin bile bazen buna yeteceğini biliyoruz çünkü.
+pina: birilerinin artık turn the page söylemese de her şarkıda başkasına olan aşkının ikimizin de canının acıtıyor olması ne kadar gerçek ve ne kadar içten oluşu mu bişiler yaptı bize?
-brida: biz çok içli insanlarız.
+pina: bazen köklerime dönüyorum seninle incir ağacı gibi bazen bir kartal oluyorum bazen iki başlı kartal 
-brida: bazen sular çok duruluyor, bazen sular rögar kapaklarından taşıyor sevgili pina, bu işler herhalde böyle yürüyor.
+pina: bir kitap rafında gördün bridayı buldum ve kaybettim. daha hiç okumamıştım. geçen yaz şehrinde okudum geçtiğin yollarda hem marquez hem brida
-brida: benim en güzel baskısını amına kodumun karısının biri kaybetmişti, hem de bizim sikik fakültede. kim bilir kimlere yar oldu. neyse ben de birinin kitabını çarpmıştım sıranın altından hem de yusuf atılgan.
+pina: sarhoşum brida çok sarhoş ben çok adama aşık oldum ama tek bir kadın sevdim sensin o da 
-brida: ben resim yapsam, sen dans etsen şimdi.

+- 

biri yok ki bizi dağa kaldırsın!

17 Şubat 2015

what doesn't kill you makes you stronger


Dışarıda tipi var, ben evin içinde iç çamaşırlarımla elimde kahve, virgin radio dinleyip dans ediyorum. Ya hakikaten deliriyorum ya da uzun zamandan beri ilk kez mutlu hissediyorum. Olacakları olmadan anlatmak istemiyorum. Zaten teyzemin tembihlemesiyle artık güzel şeyler olmadan kimseye anlatmayacağım. Herkese her şeyi anlatıyormuşum, ne olmuyorsa ondan olmuyormuş, öyle dedi cadı teyzem. Cadı derken sıfatı değil kelimenin gerçek anlamını kullanıyorum haberiniz ola. Ruhani açıdan fazla gelişmiş bir teyzem var çünkü.

Hala işsizim, okul açıldı ama ilk hafta derslere lisede bile gitmiyordum. Son tatil haftam kısacası. Geçtiğimiz haftasonu yine alkol aldım, yine takıldım. Doktorum yazdığı ilacı iki gün falan almadım sanırsam. Ama o iki günü de ot içerek değerlendirdik Pina'yla evde. En terapi dolu pazar-pazartesimdi. Kız kıza, hele ki Pina'yla inanılmaz huzurlu takılıyoruz. İşte antidepresanımı almama bile gerek kalmadı. Tabi kaldığım yerden devam ediyorum ilaca.

Ve şu an radyoda bu çaldı. Ben Seç'i hatırladım. Sonra gayet yüksek sesle bilgisayara doğru: "Seç'le konuşmuyorum." dedim. En son iki hafta önce telefonda konuştuk. Ona durumumun kötü olduğunu anlatmaya çalıştım. O beni yargılamaya başladı biraz. O an fark etmemiştim, kendimin kötü bir karaktere dönüştüğünü bilip, kendime kızdığımdan.. Ama halbuki yargılayıcı değil yapıcı konuşması gerekiyordu sevgili en yakın arkadaşımın. Feysbuktaki fotoğrafların ne öyle, dedi önce. Sonra, Marmaris'teki herkes bana seni soruyor, Buse'ye ne olmuş diye, dedi. Oysa Buse'nin fotoğraflarında hiçbir şey yok. Ne götünü açtığı, ne tuhaf bir hal içinde hiçbir fotoğrafı yok. Meğer olay o değilmiş de zaten hepsinin barlarda çekilmiş olmasıymış. Ağlamaya başladığımdan, sonra konuşalım diye kapadım telefonu. Sonra da konuşmadık. Beni herhangi biri bu şekilde aramış ve kötü olduğunu anlatmış, ağlayarak da telefonu kapatmış olsaydı kesinlikle ertesi gün nasıl olduğunu öğrenmek adına onu bir daha arardım. Yakın biri olmasına gerek bile yok. Ama sevgili BFF'im beni geri aramadı.

Neyse, ne kadar sevdiğimi pek fark etmediğim ev arkadaşım dün itibariyle memleketine döndü. Bir sene boyunca hiç kavga etmeden güzel bir ev paylaşmıştık. Özleyeceğimi biliyorum. Şimdi onun kuzeniyle kalıyorum. Teyzemin de benim de içimde kötü bir his var bu durumla ilgili. Ama enerjimi iyiye yönlendiriyorum. Zaten ev bulur bulmaz Kadıköy'e taşınmayı kafama koydum. Avrupa Yakası'na adım dahi atmak istemiyorum artık. Anadolu'da gül gibi geçinip gideceğim.

He bir de fakülteden çok sevdiğim bir arkadaşıma blogumun linkini verdim. Her şeyi çok açık anlattığımı ve kendimi gizlemediğimi söyledi. Sorun olmaz mı sonra, diye sordu hatta. Şu ana kadar her zaman açık kitap gibi oldum. Her şey suratımdan belli olur benim. Saklayamam. Saklamayı da sevmem. Saklayan insanlardan da uzak durmaya çalışırım. Çünkü en çok o insanlardan zarar gördüm. Ki kaybedecek bir şeyim olduğuna da inanmıyorum. Sırf bu yazdıklarım, daha doğrusu yaşadıklarım yüzünden kaybedeceğim insanlar varsa onlar hiç durmasınlar şimdiden gitsinler hayatımdan hatta. Yalan söylemenin farklı bir yolu da olan şeyleri söylememektir. Yok hayır sevgili okuyucu, ben annem gibi olamam.

Size iyi geyikli geceler.


10 Şubat 2015

Paradoks.


Seni seven insanı sen sevmiyorsun, senin sevdiğin de seni sevmiyor. Bu böyle gidiyor sonra. Belki şansın yaver gidiyor, olmaz dediğin anda karşılıklı bir sevinç oluyor. Şansın yaver giderse tabi. Geçen gün izlediğim bir filmde erkeklerin şans vermediğini söylüyordu, kadın. Ama ben de vermiyorum. Yok, olmuyor yani. Beraberken eğlendiğim, tatlılıktan öldüğünü düşündüğüm bir T. var hayatımda. Huzurlu hissediyorum elbette yanında ama yok okuyucu olmuyor. Herhangi bir aşık olma durumu yok. Olmuyor. Belki olsa çok güzel günler geçirebileceğim. Farkındayım ama Kaizen sebebiyle olmuyor sanki.

Ya aslında ben şu an kimseyi sevmiyorum. Bunu kendime yediremediğimden sürekli birilerinden hoşlandığımı söylüyorum kendime. Aslında yalan. İki haftada bir insan başka birilerinden hoşlanır mı ya? Yazdan beri buraya bir sürü isim yazabilirim. Olmayınca vazgeçip başka limanlara yönelmişim sürekli. Ay bu insanı yoruyor da. Yoruluyorum hem de çok. Bir kendimi bırakamadım. Akışa kapılmayalı o kadar oluyor ki..

Şu stajımın başlaması gerek ve ben farklı bir ortama girmeliyim. Farklı insanlar tanımalıyım. Yoksa sonum hiç iyi değil yani. Taksim ortamında insan ne kadar iyi olabilir. 35-40 yaşında gelmiş insanların bile Taksim'den çıkamıyor oluşunun sebebi kendini çıkartamaması.

Hayır, tam olarak içinde değilim en azından ruhen bunu biliyorum. Ama tanımadığım insanlar bile hakkımda abuk sabuk düşüncelere sahip olabiliyor beni mekan mekan gezerken gördüklerinde. 1 senedir benden hoşlanan ve geçenlerde bana açılıp yazdığı şarkının olduğu bir cd veren çocuk bile, "eve tek başına gittiğinden emin olmak istiyorum." dedi bana. Sanki her gece eve başkasıyla gidiyormuşum gibi.. Beni T.'yle bir barda öpüşürken görmüşmüş. Aptal herif ben zaten T.'yle bir ilişkinin içindeyim. Bu nasıl bir çıkarım?!

Ama bütün suçu çocuğa da atamıyorum. İnsanların çoğu görünen köy, kılavuz istemez mantığıyla yaklaştığı için her duruma, suç bende aslında. Eskiden olsa hakkımdaki düşünceleri değiştirmek için hiç çaba sarfetmez beni bilen biliyor zaten diye devam ederdim. Ama şimdi bu konuda ne yapmam gerektiğini tam olarak kestiremiyorum.

Bir de ne varsa doksanlarda var.

9 Şubat 2015

mi acaba?


Gecenin şarkısı olsun. 






Kaçak Marlboro.



Yaklaşık iki saattir yazmak için uğraşıyorum. Eskisi gibi kendimden rahatlıkla söz edemiyorum sanırım. Onun yerine yeni, tatlış bloggerlar buldum onların yazılarını okuyordum. Ama yine de anlatacak şeyler olduğunun farkındayım.

Psikiyatra gittim. Sıramı beklerken oldukça zorlandım. Ellerimin titremesini durduramadım. Oysa yolda oldukça keyifliydim. Ne anlatacağımı, neler söyleyeceğimi düşünerek, kafamda kelimleri tekrar ederek bekledim. Doktorun odasına çıktığımda tabiki de aklımda hiçbir şey kalmamıştı. Bodoslama konuya girdim. Kırk dakika kadar konuştuk, konuştum. Komik geleceğini düşünerek saklamayı planladığım şeyleri bile söyledim. Annemi anlatmamı istedi. Kıran'la ayrılığımın sebebini sordu. Her akşam içmem için bir ilaç yazdı ve iki hafta sonra tekrar konuşmak istediğini söyledi. Koyduğu teşhisi bana söylemedi. Belki de bir teşhis yoktur ortada. İlacın duygu durumumdaki ani ve ağır değişimleri yüzde elli oranında dengeleyeceğine inandığını, söyledi. Geri kalan kısmın bende olduğunu biliyordum zaten.

Alkol almama sözümü tutamadım. Ama hiç sarhoş olmadım ya da ağlamadım içtiğim günlerde. Yanlış yaptığım tek şey ilacımı alkolle içmiş olmam. Üç gündür..

Önceki yazıda bahsettiğim şu hoşlandığım çocuk: Kaizen. Sabırsız ve cesur Brida'yı oynayıp, whatsapp'dan duygularımı açıkladığım çocuk oldu artık. Dün itibariyle. Eşekler gibi uyuşturucu kullanan ama at gibi bir bünyeye sahip olduğundan kötü halini daha hiç görmediğim yakın bir arkadaşımın yanına gittim dün. Mdma'li kahve içtik. Hoş bir deneyimdi. Ama uyuyup uyandıktan sonra bütün görüşümün berraklaştığı, seratonin homonunun bolca salgılandığı bir anımda Kaizen'e mesaj attım.
"Oyyy söyliycem artık ya. İçimde kalmasın yeter. Hiçbir bok olmayacaksa da söylemek istiyorum yoksa deliricem. Oğlum ben senden hoşlanıyorum. O bütün ağlamalarımın zırlamalarımın sebebi de buydu. Saçma sapan sürekli ağlayıp duran biri olarak tanımanı istemiyorum beni. Şaşırma hiç. Belki belli bile etmemişimdir ya da tahmin etmişsindir bilemiyorum. Whatsapp'dan ilanı aşk etmiş olmam da komik ama idare et artık. Ohh yemin ederim rahatladım ya."
"Sorun değil. :D " 
Cevabın güzelliğini fark ettin değil mi sevgili okuyucu. İnsanlar ne tuhaf oluyor bazen. Aslında tuhaflık da denemez, kendimden bir yaş küçük ve her tarafından olgunlaşmadığı belli olan bir çocuğa takıldım kaldım. Yine de bu megalomanlıkta bir cevap beklemiyordum tabisi. Ya şok geçirdi. Ya da gerçekten hayattaki en vurdumduymaz insan. Halbuki öyle tanımamıştım onu.

Neyse gelelim, eski sevgilimin aynı saatlerde bana mesaj atmış olması. Arada bir mesaj atıyordu zaten. Ama çoğu tehdit mesajı oluyordu. Seni kimseyle görmeyeyim, olay çıkartırım içerikli mesajlar. Bu seferki farklıydı. Yine de sadece ego tatmini yarattı bende o kadar. Tüm yaptığı şeylerden sonra attığı bir mesajın düşüncelerimi değiştirmeyeceğini kendisi de biliyor.
"Milyon kere sarhoş oluyorsam bir kere mesaj atıyorum. Birçok kez kendimi dizginledim yazmamak için. Aklıma hep iyi günler geliyor. Ateşini düşürdüğüm gün ya o sabahlara kadar seviştiğimiz gece ya da ayvalığa gittiğimiz şubat. Evet işler çığrından çıktığından beri sert davrandım. Sebebi benden uzak ol ve hayatını düzene sok diye. Seni görmek kötü hissettiriyor bu yüzden evet yine sarhoşum. Bu yüzden yazdım anlayacağın üzere ben askere gidiyorum. Bu cümleler bunun için, inan bana hiçbir şey beklemiyorum. (öyle düşündüğünü düşündüğüm için söyledim) Kimle olduğun umurumda değil benim için özeldin. Öyle kalacak. Sadece yaşadığımız iyi şeyler hafızamda. Umarım mutlu olursun."
 İçim o kadar soğuk ki, yüzümde bir gülümseme ya da bir hüzün kırıntısı bile oluşmadı mesajı okuduğumda. Tuhaf işte. İnsanlar, insanlık çok tuhaf.

Sonuç olarak hayatımın en garip dününü geçirdim. Kalan günlerimi büyük bir heyecanla bekliyorum.


     

5 Şubat 2015

waiting in slow motion.


Six Feet Under izleyerek depresyonuma koşuyorum. İnsanın duygularını örümcek ağı gibi ele geçiriyor resmen. Senelerdir izlememiştim. Başa almak çok iyi geldi. 2. sezona başladım şu an. Depresyon temizliği yapıp, evi çamaşır suyu kokutmam gerek ama bırakamıyorum diziyi.

İstanbul'a düştüğümden beri ilk kez işim olmamasına rağmen sabah onda uyandım. Sütümü içtim. Ve Maçka Parkı'na koşmaya gittim. Nasıl güzel bir hava var bugün. Sonunda güneşi iliklerimde hissettim. Aslında vampir değilmişim onu anladım. Şaka gibi ama bugün pozitifim.

Evde tek olduğumdan sürekli yüksek sesli kendimle konuşuyorum. Eğlenceli ama fazla kaptırmamam lazım. Yoksa insanlara ihtiyacım kalmayacak. Korkuyorum yani.

Haftayı planladığım gibi geçiriyorum. Sadece stalkerlıktan vazgeçmeliyim. O zaman tam olacak. Günlük stalk rutinim: whatsapp last seen'e bakmak, ardından twitter'ını yoklamak, bir de snapchat'te paylaştıklarıma bakmış mı diye kontrol etmek. En birinci stalker benim.

Bu da burada dursun.




4 Şubat 2015

Yeniden.

Sevgili okuyucu,



Ne zaman kendimi bulmaya çalışsam, eskiyi unutmak adına yeni bir blog açıyorum. Bu kez temellerimi sağlama almak için kendimi gizlemiyorum. 

Her şeyi oluruna bırakmaktan vazgeçtim. İşlerin sarpasarmasını durduramıyorum çünkü. Rüzgara savurduğum ne varsa ya bir binanın tepesindeki antene takılıp kaldı ya birileri açık penceresinden içeri aldı ya da gerisin geri bana döndü. Bu kez kontrolü ele alıyorum. "ele almaya uğraşmak" değil, netim bu konuda. Kendimi kaybedeli sanırım altı veya yedi ay oluyor. Yeni yarattığım Brida kof çıktı. 
Yeni Brida her şeye karşı çıktı. 
Her şeyi unuttu. 
Hiçbir şeyi önemsemedi.
Kendini bıraktığı yolda arkasına bile bakmaya tenezzül etmedi. Oysa birkaç ekmek kırıntısı bırakmış olsaydı durumum daha iyi olurdu şimdi. 
Toparlanmaya çalışmanın en güzel kısmı kendini güçlü hissetmek bence. Ruhunun yaydığı gücün yenilmezliğini görmek, isteklerini gerçekleştirebileceğinin bilincinde olmak. 
Çirkinleşen Brida'nın çok büyük sonuçları oldu hayatıma. Çok güzel olabilecek şeyleri, çok güzel insanları, çok güzel durumları kaybettirdi bana. Geri alabileceğimden de emin değilim. Geri almak ister miyim onu da bilmiyorum ya. 
Kendime bir hafta boyunca evden çıkmama sözü verdim. Alkolü bıraktım. Sigara hala beni mutlu eden ender şeylerden, onu kaybetmeyi istemiyorum. Partilemeyi bir kenara koydum, partilediğim insanlarla arama duvarlar örmeye çalışıyorum. 
Hayatımdaki önemli şeyleri bırakmak yerine, önemsizleri yok etmeye çalışıyorum artık. Yok edeceğim de. 
Asıl Brida'yı yeniden bulabileceğime olan inancım tam. Çünkü birilerinin beni sarsmasına, birilerinin bana "kendine gel" demesine fırsat vermeden durumun ayırdına kendim vardım. İçip, sıçtığım bir gün hatırlamadığım ama bana anlatıldığına göre dünyanın en iğrenç insanına dönüşüp, saatlerce ağlayıp, arkadaşlarımın huzurunu bozduğum o zaman dilimi; durup, düşünmemi sağladı. 
Çevremde gereksiz bir kitle oluşturmaya başlamış, her gece dışarı çıkıp, içip, sabahlamış; kitap okumayı bırakmış -ki en önemlisi bu benim için-, erkeklerle seviyemi korumamış, boşvermişlik içinde ne idiü belirsiz şeyleri isteyerek ve bilerek yapmıştım. 
Tüm bunlarla ortaya çıkardığım o insanın bana hiçbir getirisi olmayacaktı ki olmadı da. 

Kendime kızamıyorum. Kızamam. 1,5 senelik birlikteliğimi bitirdiğimde kendime hiç zaman vermedim. Üzülmek, ağlamak, kötü hissetmek adına. Zamanında deliler gibi sevdiğim adamı bir günde bıraktım ve hiç ağlamadım okuyucu. Bir kere bile. Güçlü durmam gerektiğini, mutlu gözükürsem mutlu olabileceğimi söyleyip durdum kendime. Sarsılmak için vakit vermedim. Birden bire kendimi yeni bir şeylerin içinde buldum. Sorgulamadım. İstediğimin bu olduğunu düşündüm. Üzülmek yerine hiçbir şey hissetmemeyi tercih ettim. O da beni dünyanın en kaygısız insanı yaptı. 

Yani ben böyle düşünüyordum. Oysa iki bira içtiğimde ufacık şeylere bile ağlamaya başlamıştım. Kendimi kandırabilirdim ama bilinçaltım bunlara kanmadı. Hoşlandığım çocuk normal kız arkadaşlarıyla konuşuyor diye, arkadaşlarım çok içmememi tembih etti diye, birileri bana merhaba demedi diye vesaire ne kadar boktan, saçma, küçük şey varsa hepsi için ağladım. Ama şarhoşluğun etkisinde ertesi gün hiçbirini hatırlamadım. 

İnsanların bu hallerime uyuz olduğunu ise işte o aydınlanmayı yaşadığım gün fark ettim. İnsanların hepsini siktir ettim de hoşlandığım kişinin de benden bu sebeple uzaklaştığını anladığımda eski Brida'yı bulmakta kararlıydım. 


Siz bana arayışımda şans dileyin, ben de size en güzelini armağan edeyim.