1 Kasım 2015

bizim hakkımızda bir yazı



*haftalarca ev aradık
*sonunda bir ev bulduk
   *evi çok güzel yapmak amacındayız
*ev çok küçük ama biz çok heyecanlıyız
*metroda ayrılana kadar aptal aptal güldük
*5 yıldır bff ama henüz eve çıkıyoruz
****bunu haketmeyi bekledik
*ev tuttuktan sonra görüşmedik
*yarın yani bu gün görüşürüz
*bir süredir dışarıdan aldığımız yorumları değerlendiriyorum da "nasıl oldu da ayrı düştünüz" "senin diğerin nerede" "yok ben sen derken ikinizi kastediyorum" ya biz olduk
*şans parası bulmasam nah ev bulurduk
*big mac
**hep suçluluk duyarım yedikçe (kilo değil sağlık)
*yarın evi görürüm galiba
**yazı daha çok ev hakkında
* BU NE BİÇİM YAZI!?
**AMCIK kelimesini çok güzel buluyoruz
*popüler kültürü burjuvaları vs vs eleştiren burjuvalarız
*saçlarımızla aramızda özel bir bağ var
* memelerimiz birebir aynı ve çok güzeller onları çok seviyoruz
* galiba sevgili yapıyorum
*en başta cokoboyla takılmasını isteyip sonra uyuz oldum allahtan ben söylemeden ikisi de anlamış ama salaklıklarımı çektiler ben de abartmadan düzeldim.
*beyaz mat oje çok güzel
*** ben çok beyazım buse çok siyah
* KAFA/HAVA NE KADAR GÜZEL YAA.. bu ara taktık
*yeni evi değişik şeylerle kutlayacağız
***bubenimhakkımda: geçmişin amk ahahahahahahhahahahahahahahahah çok rahatım lan!
*bir de yatmıyom ya sabah kesin okula gidemicem ama mecburum ben yatıyorum amk sen de okuma lan artık.

pina (onun da doğum günü aynı gün)

21 Ekim 2015

HOŞGELDİM

 


      *buralara geri döndüm. ne de güzel döndüm küçük oda duman altı.
-çok tatlış şeyler geldi, bazı şeyler de gitti de ne güzelce oldu.
*ay ben gülerim! çok bir değişik git geller gibi dimi
-aslında çok da bir farkı yok da daha bir bir şeylerden hallice, çünkü saçlarım şokzel gibi mesela
*ben de tekliyorum ya... saçlarımı kescem sen ne dersen de. küçük bişiler varmış onlar çok tatlı bence bir de maviyi anlattı bir kafa yazısı vardı bir kızın onu niye soyledim bilmiyorum
-akıp akıp gidiyor bir de. durdurak bilmiyor. dağın şurasında bir YAR varmış. yar deniyor çünkü ona.
*inanılması güç bir kelime çünkü bence acayip üşngeç bir kafanın ürünü. bir yerde bir yarık olduğunu anlatacak en kısa şey yar. iki kalp arasındaki en uzak mesafe sadece.... vs
-sonra balinalar ve kocaman atlar varmış ve sen onu sürekli bekliyormuşsun. bu da çok başka bir kafanın ürünü.
* bir balinayla uyumak istiyorum ya çok güzel olmaz mı? denizin içinde bir gamze bir balinayla uyuyor. dik pozisyonda çünkü balinalar bu kadar çırgın olmasalardı dik uyumazlardı.
-çok tatlı bir tuhaflıkta gerçekleşiyor bazen "bağzı" şeyler, tıpkı şu sigaranın kafasından hatta. o zamn bir şeyleri beklediğine seviniyorsun. hele beraberken..
*bazen beklemekten sıkılıyorsun ya o biraz ''hani şansımız dönüyordu ya'' telaşı sarıyor ya... amk ya böyle kafa çok güzel
-bir de sanırım ben şeyin farkına vardım. önceki yazmalarımızı düşündüm, ve şu ankiyle kıyasladım. biz büyümüşüz pina.
*ay bak buna da gülerim. bizimki büyümek değil düz çakallık. çocukken de çakaldım. evcilik oynarken anne olmak için allahla konuştuğumu söylerdim ve anne olurdum. bence şimdi de yer kapma savaşında bir çakallık yapacağız yoksa bence hala çocuğuz hele sen sinsi olan.
-he bir de ben beyonce oldum seninleyken. çok farkına vardım onun. öyle hissediyorum. ne mutlu aslında brida. sadece bunu unutuyorum arada. o zamanlar da neyseki sık değil. yatağımın altında zürafa besliyormuşum.
* dolaptaki maymunla banyodaki filden bahsetmiyorum bile. çünkü uçan kedilerin olduğu bir evde tabiki su aygırı da olacak.
-of ne güzel takılıyoruz biz ya. şu an bilinç altımı kusma vaktimdeyim. bunu çok sevdim ben.
* bazen şaşırıyorum bunu nasıl sürdürebiliyoruz. galiba kusmayı öğrendiğimden beri her şey çok yolunda.


19 Haziran 2015

nedir bu ruhsallık (psikoz)



   hepimiz deliyiz zaten. modern çağın gribi diyor lazy boy buna ama ben birazdan fazla zor zamanlar geçiriyorum. modern çağın gribiyse depresyon ben modern çağ zatürresi geçiriyorum.

   bana doktor deli dedi. yalan söylemiyorum deli dedi. "toplumdan tecrit ederler seni iki aya. Bakırköy'e gidersin" dedi. Çılgın mı bu doktor? Bence onu tecrit etmeli 10' da bu teşhisi koyamaz kimse kimseye. yok şizofreni başlangıcı varmış yok psikoz dönemindeymişim. Ne var birden fazlaysam? Bence Alice gibi olmak güzel. insan "çokluğunu" kaybediyor sonra. ilaçlar içip saatlerce uyumayacağım yok öyle bir dünya. Ben ben olmamla güzelim birden çokluğumla keyfimle ağlamalarımla... her halimle ben benim ve benden başka kimse ben olmanın ne demek olduğunu bilemez. Lazy Boy bana "senş her halinle seviyorum biraz umut biraz acı" dedi. yok onu serdar ortaç söyledi. onun da mı şizofren sevgilisi vardı acaba? 

   EEEY, LAZY BOY LAFIM SANA! eğer gerçekten deliysem bak bundan nemalan. ünlü olur paraya para demezsin. beni de gör tabii öyle bedavadan olmaz. şarkı falan yaz "geri zekalı sevgilim benim" diye. ayrıca sarışın ve kalbi kırık gençler çok popi. o yüzden bunu kullan krizi fırsata çevir.


BRİDA BU SANA! kitap mitap yaz bişey yap sen de zengin ol bundan. "ev arkadaşım bir şizofren" olsun adı da iyi para var bak bunun sonunda artık bodrum katı olmayan bir ev alabiliriz. belki motor bile alırız. muhtemelen bizim kitap da çok satmaz. her boku anlatıyoruz herkese. çok samimi olmak kazandırmıyor. onu bir selehattin yaptı başkasına da vurmaz. bir ara da rastamı toparla. neyse bu akşam birlikteyiz zaten o zaman da söylerim. hoş ne zaman birlikte değiliz ki. 

okuyucu doktorlara güvenme öyle deliliğinle barış seni deliliğinle seven insanlar bul. bir de çok uyuşturucu kullanma insan kırıyor kafayı böyle böyle. tenya gibi film başladı ebola da olabilir bilmiyorum ben erasmus bebeleriyle eğlenmeye gidiyorum. sen de çık eğlen bu gün cuma!

pina

6 Haziran 2015

Mutluluk bir mod.

Fark ettim de blogumu Pina'ya bırakmışım resmen. Olsun onun etrafta dolanması, gözümün gördüğü yerde olması hoşuma gidiyor. Üzmekten çok korkuyorum onu. Birbirimizi kaybedeceğimizden falan korkuyorum arada. Cokobo yüzünden aramızın açılabilecek olmasından korkuyorum bir de. Ne bileyim, neyse sen görmezden gel bunları. Hep bir şeyleri görmezden gelmiyor muyuz zaten? Kendimi hayata teslim ettiğim vakitlerdeyiz şu sıra. Akışı sevmekteyim. Stabil bir mutluluğa tabiyim.
Duvarları aynalardan yapılmış, Atsız şiirleriyle süslü, deli bir kediye sahip muhterem odamdayım. Evin sessizliği ve yalnızlığı hoşuma gidiyor bazen. Kimse içinde değilken bu ev bir başka güzel oluyor sanki. Bugün kitap okuyacağıma söz vermiştim oysa. Ama Cokobo'yu eve attım. Düzenli şeyler insana iyi geliyormuş onu fark ettim bugün. Düzenli ot, düzenli marok, düzenli mdma, düzenli seks, düzenli gıybet vesaire. Rutin değil ama bahsettiğim şey. Belli bir düzen içinde gelişen şeylerden bahsediyorum. Pek anlatamadım ama sen anlayamayacak kadar aptal da olabilirsin tabi ki. Her olasılığı düşünmeli insan. İki gündür ilacımı içmiyorum bir değişiklik var mı emin değilim.
Siz onu bunu bırakın da okuyucu, Yürüyen Uçak için oy vermeye gidin. Boşa da harcamayın n'olur.

Saygılar.

-Brida

4 Haziran 2015

bişeysel sıkıntı

   yüksek tavanlı tarihi bir evdeyim şimdi. kütüphaneden sızan ışık avize gibi bir şeyin gölgesini görmeme sebep oluyor tavanda.3 kişilik bir yatagın dış tarafında kafamın altındaki iki yastıkla uzanırken dirseğimin altnda da defterim var. derim katlanıyor. defteri atsam iyi olacak galiba... defteri attım daha rahat bir pozisyonda bilgisayarım. içerki odada (sabah güneşi almıyor muhteşem bir uyku odası) brida yatıyor. onu seviyorum. arada bir öpüşüyoruz çekici bir kadın. tercihlerimi sorgulatıyor bana (tercihlerim konusunda fikir sahibi değilim çok zaten) bir de iyi yüreklidir. bilmem başkası ne düşünür de bence öyledir. bana öyledir. 
   anlamsız mıı geldi okuyucu gelmesin hiç bir şey. boş ver sen de git yapacak zilyon tane iş var. ha sen de sıkıldıysan ve yaktıysan herşeyleri gel takılalım. galiba lazyboy geldi. biri bağırıyor kapının önünde __aaaaaaah... aaaah diye. bu lazyboy yani gelen lazyboy ahlayan değil. birini getirmiş. açtım kapıyı cokoboyla gelmiş sesini duydum. şimdi geldi konuşuyoruz. bana ne yazdığımı soruyor keşke bilsem. şimdi okuyacak yazdıklarımı. ilk okuyucu o. bu yazı şimdiden eski yani.
   vardır yapılacak daha iyi şeyler illa eski yazıları okumaktan daha iyi. ben bilmiyorum severim eski yazıları okumayı ama ne kadar yararlı bir iş bilmiyorum. bence bizi melankoliye sürüklüyor. 

    Bu günün adı artık KIZMIYORUM. yok ben hep kızıyorum ama bazen kızmadığım da oluyor. bu gün artık kızmıyorum günü. geleneksel hale getirsek tüm tanıdıklarım bayram ilan eder bence. ben kızmıyorum aslında. herkes oyle sanıyor. ya da ne bileyim hep kızdığım için kızmamak nedir pek bilmiyorum. normalim değişmiş

    cokobo n'apıyor acaba? lazyboy da salak biraz. ona bridanın cokoboyla goruşmek istemediğini soyledim ama o ulaşımı bedavaya getirmiş. yanında da cokobo hediye. boyle düşünmek istiyorum yoksa beni dinliyordur kesin. menfaat daha aşağılık aslında ama benim üzerimden güdülmüyorsa sıkıntı yok. brida duydu zaten bana kızmaz. kızsa da amaaan ben alırım gönlünü onun. neyse bitireyim ben bu ev balatta balat güzel yer ama benim kalbim hala shire için atıyor. 
iyi geceler.


pina

23 Nisan 2015

kristal sürahide köpek öldüren

 
   merhaba okuyucu şimdi köpek öldüren içiyoruz brida ile hem de kristal sürahiden.
elime geçecek her türlü kafa yapıcı maddeyi yok edercesine tüketmek istiyorum. yani semt ağzıyla GÖMMEK istiyorum. çünkü bu gün bir ilk gerçekleşti birine aşık oldum o da başka birine aşık oldu sonra biri beni ekti. üstelik sarı oğlandan yeni ayrılmıştım hoş onunla da yürümüyordu ya. yeni evim kurtuluşta tabii ki bridanın yanında. insanın evi zaten nasıl sevdiklerinden uzak olur ki? 
   sevdiklerinden uzak... sevdiğin kimseler çok azsa ne olacak? benim çok az mesela. epey az hem de çok zor hayatlarımız var tam bir freak show. ha! öyle zor değil gayet lüx yaşıyoruz. köepk öldüren bir tercih. hayatımızdaki insanları da nedense köpek öldürenlerden seçiyoruz. sonra böyle oluyor her şey. "ÇEKERİM EMANETİ, SİKERİM ADALETİ" adalet benim için böyle işliyor galiba. böyşe saçma hikayeler olur ya... bilmiyorum işte bok gibi her şey okuyucu aynı senin gibi hayatım. senin hayatın gibi yani 20li yaşlarındaki kırgınlıklar ve kafa karışıklıklarıyla dolu. değişmiyor değişmeyecek... benden daha büyük insanlardan duyduğuma göre de daha kötüye gidiyormuş. korkıuyorum okuyucu içimdeki kötülüğün beni ele geçirmesinden korkuyorum. ki ben onunla her daim barışık yaşamışımdır. ne yapsak ne etsek acaba? bilmiyoruz. "DİYORUZ: YAŞASAK ÇIKMAZLARI SEVİŞSEK OLMAYANLARLA"  ben gidiyorum okuyucu her halimle çok uzağa gidiyorum yanıma alırsam bir kedimi bir de bridayı alırım. seni de bırakırım. 
   
   pina

18 Mart 2015

bu çukurda debelenmek istemiyorum


   karar verdim bu çukurda debelenmek istemiyorum. metrodaki beyaz ışıkları görmek rayların o sinir bozucu gıcırtısını duymak veya insan kokan yollarda yürümek istemiyorum. bu şehirle ya da ''şehirle'' alakalı sorunlarım yok. zaten şehirde büyüdüm bu kargaşaya doğdum. doğada olmak gibi bir derdim yok okuyucu. ben sadece var olmak istiyorum varlığımdan sıkılmadan.
   bilmiyorum bundan rahatsız değilim izole yaşıyorum. nasıl başardım bilmiyorum ama insan içine çıkınca zorlanıyorum biraz korna seslerinden. sevilmek istiyorum sadece galiba herkes kadar. bunu idrak ve itiraf eden nadir insanlardanım. hoş sevmeye de ihtiyacım var. seviyorum da... bilmiyorum okuyucu bilmek istemiyorum. uzun zaman sonra neden bu kadar sokakta bunaldım neden!?
   bir şeylere sürüklendiğimi hissediyorum itildiğimi hissediyorum. metrobüs sırasındaki o kaba saba insanlar tarafından itildiğimi hissediyorum. peki ne yapmalıyım?
   ''BU GÜNLERDE KENDİMİ HIYAR GİBİ HİSSEDİYORUM''  övünmek gibi olmasın.
bir şeyler bir şeyler bir de oturunca yazamıyorum . bence ben artık yazmayayım bir süre artık gelenlerin gelmesini bekleyeyim. gelenler neredesiniz? artık gelin de iki çatlayalım patlayalım.

16 Mart 2015

Sürüklenmece.


Hiçbir şeylere karar veremediğin günler bir bıyık düşünüyorsun. Koca bir burnun altına kıvrılmış. Yataklarda tohum taneleri. Ki tohumlar zaten tane tane. Açıklamaya girişmek zorluğunu mırıltılarla durduruyorsun. Tanrıça'sı olmayı aklından geçirdiğin küçük, kısa zaman titreşimlerinde olabileceğini bilmenin verdiği rahatlıkla kırmızı rujunu düşünüyorsun. Ama yine de sana Tanrıça diye seslense, akvaryumundan çıkıp, orman elflerinin yaptığı dolunay büyüleriyle ayaklanıp, ona doğru koşmak istediğinin farkındasın.
Gözünün hizasındaki küçük mavi,yeşil,kırmızı pervaneciklerin bıyıklı olduğunu fark ettiğin gece, bir şeylerin çıkmazlara sürüklendiği ana denk geliyor.
Hatırında kalan tek şeyse, ayakların.

-brida.

Ağaçlara gelir misin?



kadın kadın olmasıyla...


   dünyadaki yaşamın kaynağını okuyorsunuz. bir kadını okuyorsunuz.
hayal edin dünya üzerinde dişi kalmadığını düşünün. hiç bir varlığın, canlının dişisi yok. hayat devam edemez. 
   güzel olmanın, kıvrımlı, yumrulu, pürüzsüz, misk kokulu olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal edin. saliselerle yarışan düşüncelerin kurguların kafanızın içinde ne denli takip edilemez bir hızla dolanıp durduğunu, hormonlarınızın anlamadan dinlemeden sizi ele geçirmesini hayal edin.
    neden bu kadar güzeliz? neden hep güzeliz? neden bize aşıksınız?  hepiniz bize tapıyorsunuz kabul edin. dans ederken bizi izlemeye bayılıyorsunuz, bizim resimlerimize fotoğraflarımıza bakmaya doyamıyorsunuz. evet, bütün insanlık kadının zarafeti altında ezilerek yaşıyor. 
    unutma okuyucu tanrıdan önce tanrıça vardı. eğer tanrı erkeği kendi suretinde yarattıysa bir annesi olmalı. FEMİNİST DEĞİLİM helölölö! KADININ ÜSTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNMUYORUM helölölölölölö! bunlar gerçekler okuyucu. bir kadının memesinden süt içerek hayatta kaldın. bir kadının rahminde ruhun bedenine kavuştu. içtiğin ot bile dişisi sayesinde kafa yapıyor.
    kabul edin kırmızı rujlu kocaman bir dudak incecik bir bel ve yuvarlak kalçalar hepimizin ağzını sulandırıyor. vajinanın yumuşaklığı ıslaklığı ve sıcaklığı hatırlatmalı herkese yaşamın kaynağının ne olduğunu. 
    erkek ademoğludur okuyucu biz ise ona hayat vereniz. şimdi diz çökün merhamet dilenin çünkü ne kırılganız ne de çiçek biz sizin yaratıcınız ve yaşamın yegane kaynağıyız. sizi besleyen büyüten ve bakanız. biz eğer her ay katil olmuyorsak bu kanımızın ceza hukukunda hafifletici neden olarak yer almıyor olmasından değil. unutma! annesine küfredilen bir erkek adam öldürürken biz sizin deliliğinizi her gün günde 5 saat yaşıyoruz okuyucu ve dikkat ettin mi öldürmüyoruz. doğamıza aykırı biz öldüremeyiz. 
   biz sizi seviyoruz geniş omuzlarınz kıllı göğsünüz ve erkeksi kokunuzla pis ağzınızla şiddetiniz ve hiddetinizle ruhunuzun çocukluğuyla tıpkı tanrı gibi davranıyoruz size. sizi affediyoruz sizi dinliyoruz size hizmet ediyoruz ama yine tıpkı tanrı gibi sizi terkediyoruz. unutuyoruz ihmal ediyoruz okuyucu. biz de bilmiyoruz sizi neden yarattık emin olun tanrı da bilmiyor. biz onun çocuklarıyız okuyucu dünyada bizim oyun bahçemiz oyun saati bitince kardeşlerini inciten çocuklara nasıl ceza verirse anneler babalar tanrı da aynını yapacak. saçımı çekme okuyucu ben seninkine asılırsam inan sonumuz kötü olur.

*diyoruz yaşasak çıkmazları sevişsek olmayanlarla 
*mdma ayna kırmızı ruj gece deniz kızı orman elfi ***kimse bridaya layk değil! 
**ben pina 


    pina bir kadın. bir aşık. bir aptal ve bilmiyor aslında ne olduğunu... pina kafası karışık bir kedi. pina bir daha aşık olsun. pina yok olsun. pina bazen hiç var olmamış olsun , yokkişi olsun adı. 
   KADININ BUNALIMI TANRISALDIR.


PİNA  

https://www.youtube.com/watch?v=chFmFpTc21s

10 Mart 2015

Şimdi insan ne yapsın?

Nasıl da geç kalıyorsun her şeye..
Hangisini bilerek ve isteyerek yapıyorsun ki sanki? Neler geldi ki şu ana kadar başına? Hangi birinin gerçekliğine inanabiliyorsun? Sanki güzel şeyler oluyormuş da sen güzelin ne olduğunu bilmiyormuşsun gibi. Adamlar oluyor hep bir yerlerde. Sabit, kımıltısız, gereksiz, olduğu gibi duruveren. Yürümeler koşmalara, koşmalar belli bir bağlantısızlığa bağlanıp duruyor. Brida dediğin sen baş aşağı düşüveriyorsun hep bir yerlerden. 
Hep mi hastayız acaba biz? 
İyileşmemek değil de iyileşememek mi hepimize konan şu tanı?
Ben son zamanlarımı iyi geçirmiyorum. Sırça fanusumu dişleyip duruyorum zamansız. Zaman bir zürafa yavrusu aslında ve ben onu yatağımın altında besliyorum. Adını değiştirmeyi düşünüyorum. Uzun, zarif boyunlu yavru bir varlığa "zaman" demek pek hoş değil okuyucu. Ve bu hayatta hoş olmayan şeylerin sayısı çok. Pina yatağımda uyurken benim okula gitmeyip kanepede ağlamak istiyor oluşum gibi mesela. 
Bu sefer kendimi çok kaybettim. Kaybımın bu kadar derin oluşunun farkında değildim üstelik. 
ma-
jör
dep-
res-
yon.

-Brida.

5 Mart 2015

Yeşil durexle Seviş bu yazı boktan

O   Şimdi bir şey yapmanızı istiyorum. Siz istemiyorsanız sıradaki blog için parmağınızı oynatın. 
   Evet nerede kalmıştık? Ha! Düşün bir bu olanların yalan olduğunu, hani bilim kurgu filmi gibi işte. Aslında şu yaşına kadar hiç var olmadığını. Çok da acayip değil değil mi? Yani bir rüyayı anımsamak gibi tamamen. ne zaman başladığı belli değil bir şekilde buraya düşüyor insan. Hatırında bölük pörçük varlığından tam olarak emin olamadığın anılardan ibaret ve bunları yaşadığına neredeyse eminsin. (Felsefe olsun diye değil onun için yazamıyorum. Ne alaka...) neredeyse diyorum çünkü vardır illa hepimizin rüya mı gerçek mi bilemediği ve kimse tasdiklemese de yaşadığına "neredeyse" eq
min olduğu o enteresan anıları. Ben de var ki yazıyorum ama şu anda da sanki o anların birindeyim. Şu an kimse ne yaptığımı bilmiyor. Evet dünya üzerinde hiç kimse şu an ne yaptığımı bilmiyor. Ya ben zannettiğim şeyi yapmıyorsam? Söylediğim her hangi bir şeyi yalanlayacak kimse yok. Elbette doğrulayacak kimse de yok. Şu an bir adam öldürüyorum okuyucu. Nasıl yaptığımı anlatacak değilim. Bunu kimse beklemesin. Bu makdul ile benim aramdaki en özel an. Nasıl ki sevişmelerimi anlatmıyorum bunu da anlatamam. 
   Şu an yaptıklarımın hiç bir kanıtlanırlığı yok. Çoğunuz uyuyor. Ya sizin başınızda beklediysem tüm gece? Tüm o rahatsız kıpırdanmalarınızın sebebi bensem? Aksini iddia edebilir misiniz? Bence hayır. 
   Tamam saçmalamayı bıraktım okuyucu. Ben elbetteki bir adam öldürmedim elbetteki senin başını da beklemedim. Allah aşkına neden yapayım ben deli miyim?  Bilmem belki de değilim. Her neyse ben sadece uykusuz karının tekiyim GECE GECE BEYNİM SİKİLDİ! Bir de iki gün zar zor ateşim düştü çok hastaydım ondan kafam yandı. KOKAIN BULUN BANA!  Biri bir şey yapsın amına koyucam her şeyin şimdi!  
Pina

2 Mart 2015

Hayır! bu bir kaçış değil

   Neyden kaçalım? bilmem ki ben neyden kaçılır. Ayrıca nasıl kaçılır? Yani kaçsak da kurtulacağımızın garantisi yok okuyucu. 
   Tam da bu gün konuştuk Brida ile bu konuyu. Her yumruk yediğimizde ayağa kalkmak zorunda değiliz. Bırakabiliriz  kendimizi ve yere düşmeden önce bedenimizin savrulduğu o aralık, tamamen kayıp olan saliseler içindeki o bilinçsiz anlarda yaşayabiliriz. Yirmili yaşlar zaten tamamen ağzının üstüne düşmeden o boşlukta süzüldüğün anlardan ibaret değil mi? En azından bence öyle... herkesin sonu aynı bir şekilde bunu reddetmiyorum artık. Ne kadar cool olursak olalım okuyucu rock star gibi yaşayamayacağız. Bir yerde nokta konulmalı bunu biliyoruz. En azından şimdilik böyle düşünüyorum.
   Her gün bir şey düşünüyorum hatta her an bir şey düşünüyorum. Beynim turboda çalışmaya hiç ara vermiyor ama bil ki okuyucu bunun çaresini de biliyorum. Bağımlı da olmamak lazım. Çok çaba gösteriyoruz. Pek çok kişi... Tanımasak da birbirimizi biliyoruz çok çaba gösterdiğimizi. Müziğin içinde yaşamak, piyano gibi hissetmek, bütün bir dünyadan soyutlanmak muhteşem bir histir okuyucu. Var olan her hücreyi hissetmek harikadır, evrenin farkında olmak ve bir parçası olduğunu anlamak harikadır. Ama harika olmayan şey realite.
   İstanbul'da yollar vardır iki çeşit. İnsanlar bunu gidiş geliş diye adlandırmayı seviyorlar. Bence yollar sadece iki şerittir. Kimin gidip kimin geldiğini bilmediğimiz yollar nasıl böyle saçma bir şekilde adlandırılabilir. İstanbul'da acelesi olan insanlar vardır okuyucu ve hepsi acelesi olan insanlardan şikayet eden bir güruhtan ibarettir. Her yerde seni izleyen kameralar vardır, her yerde seni izleyen insanlar vardır. Burada her yer insan kokar, üstün başın insan kokar burada. Anneni arayıp ağlarsın evimin yolunu bulamıyorum diye. Burada annen yoktur. Kimsenin annesi yoktur burada. Burası, babaların şehridir. Zalim, cürretkar ve bin öküz gücünde erkeklerden oluşan babalar şehri... İki kolunu tutarlar tek elleriyle ve dizleriyle bacaklarına bastırırlar. seni iterler asfalta doğru ki asfaltla birleşebilesin. Bilirler ancak üstüne o zaman basabileceklerini. İşte iğrenç olan budur okuyucu bu realite.
    Düşünemez hale geldiğinde rahatlık bulur seni. Müziği o zaman duyarsın, hareket o zaman başlar. Midenden ağzına doğru bir sarsıntı hissedersin. İçinde dinmek bilmez bir enerji bulursun. Her yanını saran o yapış yapış havayı donduran sineklerden o zaman kurtulursun. Konuşmaya başlarsın çünkü dışarıyla bir bağın kalmamıştır bunu bilerek özgürce konuşursun. Sen artık kimsen o olmaya başlarsın, nasıl istersen öyle dans edersin, öyle güler, öyle yaşarsın. HAYIR BU BİR KAÇIŞ DEĞİL! bu bir kaçış olamaz okuyucu bu, kendini bulmaktır. Lakin sosyal olmaya da mecburuz. işte bu yüzden deliriyoruz. Sana söyledim yine söylerim bu kendini bulmak okuyucu bu kadar insan kaçıyor olamaz. 

pina

25 Şubat 2015

eşleşme.

         
  +pina: ben ki bembeyaz bir kadındım esmer sevdiğim gün anladım
-brida: belki de yağmur pembe yağıyordu.
+pina: orada bir toz varmış pembeyi sevmedik hiç o yüzden mi tozlandık bilemedim
-brida: hayır hayır hayır, bazen bazı şeyleri yapıyormuş gibi yapmak çok güç
+pina: bir gün konuştum 120 kişinin önünde o gün de tek damla yağmur yağmuyordu ne pembe ne başka renk ama ''bağzı şeyler'' seninle güç olmaktan çıkmıştı 
-brida: kelebek bokuna bile gülebilitemiz olduğunu hesaba katarsak yine de kelebeklerin kanatları yağmurda güzeldir
+pina: adımızın baş harfini yazmadığımız gün memleketimde kar gördün. o günden sonra bin yıl sussak da biliyorum kelebek boku hep içimizde 
-brida: kelebek boku bizdik aşkım.
+pina: herkes incir reçeline ağlarken biz ''prezervatif diye bir gerçek var'' diye bağırdık 
-brida: halbuki çok ağlak olduğumu düşündüğümüzde senin evde çıplak koridorlarda bağırarak koşturduğun günlerin görüntüsüyle bir gülme de gelmiyor değildi o zamanlar
+pina: neydi hatırlamıyorum. ama bir dönüm noktası varsa insan hayatında o da son bir iki haftadır onu biliyorum. her şey bir acayipleşip 1. haline geri döndü.
-brida: sebep sonuç ilişkilerine girmesek. sonuçta benim sebeplerim çok da mantıklı şeyler olmuyor. allahsız gülen erkekler, saçındaki kıvrımı sevdiğim 94'lüler falan. cıks bizden pek de adam olmıycak.
+pina: sikelerim! bir kafam güzel iki kafam hala güzel ama ozzy her şeye iyi gelebilir ayrıca ''aynı anneden olmayan kız kardeşim,'' ilan ettim seni. anneme başka kşmsein anne demesini kabul edemezdim. çok uzun laflar çok uzun zamanlar ama kafalar kısa, saçlar kısa. parmaklaraın uzanamayacağı kadar 
-brida: babamı sana satıcam, karşılığını 5 kavanoz balla alırım ama. bir de saçımın kulakları çıktı sana çiçeklerini verdim.
+pina: çok insanla dans ettim kimseyi yanımda istemedim senin kadar ben sana aşığım! bu gerçek aşk 
-brida: kız kardeşin de değilim senin. ben senin çocuğunun dayısım. ona bir şeyler içerken heyecanlanıp ortalığa tükürmesini, prezervatifsiz asla kuralını, kızların kıçını çimdiklemesini, erkeklere benimle yatar mısın diye soracak cesarete sahip olmasını öğreticem. 
+pina: çünkü biz şanslıyız. mecbur olduğumuz değil seçtiğimiz kardeşe sahibiz. aynalarla konuşmanın kötü olduğunu düşünerek büyüdük ama... o kadar çok şey var ki aşufte kardeşler bilir bi
-brida: bir şeylerin yolunda gitmesi için illaki uzun saçlı, uzun gözlü dargın perilere ihtiyacımız olmadığını sadece denizkızlarıyla, orman elflerinin dinlediği müziklerin bile bazen buna yeteceğini biliyoruz çünkü.
+pina: birilerinin artık turn the page söylemese de her şarkıda başkasına olan aşkının ikimizin de canının acıtıyor olması ne kadar gerçek ve ne kadar içten oluşu mu bişiler yaptı bize?
-brida: biz çok içli insanlarız.
+pina: bazen köklerime dönüyorum seninle incir ağacı gibi bazen bir kartal oluyorum bazen iki başlı kartal 
-brida: bazen sular çok duruluyor, bazen sular rögar kapaklarından taşıyor sevgili pina, bu işler herhalde böyle yürüyor.
+pina: bir kitap rafında gördün bridayı buldum ve kaybettim. daha hiç okumamıştım. geçen yaz şehrinde okudum geçtiğin yollarda hem marquez hem brida
-brida: benim en güzel baskısını amına kodumun karısının biri kaybetmişti, hem de bizim sikik fakültede. kim bilir kimlere yar oldu. neyse ben de birinin kitabını çarpmıştım sıranın altından hem de yusuf atılgan.
+pina: sarhoşum brida çok sarhoş ben çok adama aşık oldum ama tek bir kadın sevdim sensin o da 
-brida: ben resim yapsam, sen dans etsen şimdi.

+- 

biri yok ki bizi dağa kaldırsın!

17 Şubat 2015

what doesn't kill you makes you stronger


Dışarıda tipi var, ben evin içinde iç çamaşırlarımla elimde kahve, virgin radio dinleyip dans ediyorum. Ya hakikaten deliriyorum ya da uzun zamandan beri ilk kez mutlu hissediyorum. Olacakları olmadan anlatmak istemiyorum. Zaten teyzemin tembihlemesiyle artık güzel şeyler olmadan kimseye anlatmayacağım. Herkese her şeyi anlatıyormuşum, ne olmuyorsa ondan olmuyormuş, öyle dedi cadı teyzem. Cadı derken sıfatı değil kelimenin gerçek anlamını kullanıyorum haberiniz ola. Ruhani açıdan fazla gelişmiş bir teyzem var çünkü.

Hala işsizim, okul açıldı ama ilk hafta derslere lisede bile gitmiyordum. Son tatil haftam kısacası. Geçtiğimiz haftasonu yine alkol aldım, yine takıldım. Doktorum yazdığı ilacı iki gün falan almadım sanırsam. Ama o iki günü de ot içerek değerlendirdik Pina'yla evde. En terapi dolu pazar-pazartesimdi. Kız kıza, hele ki Pina'yla inanılmaz huzurlu takılıyoruz. İşte antidepresanımı almama bile gerek kalmadı. Tabi kaldığım yerden devam ediyorum ilaca.

Ve şu an radyoda bu çaldı. Ben Seç'i hatırladım. Sonra gayet yüksek sesle bilgisayara doğru: "Seç'le konuşmuyorum." dedim. En son iki hafta önce telefonda konuştuk. Ona durumumun kötü olduğunu anlatmaya çalıştım. O beni yargılamaya başladı biraz. O an fark etmemiştim, kendimin kötü bir karaktere dönüştüğünü bilip, kendime kızdığımdan.. Ama halbuki yargılayıcı değil yapıcı konuşması gerekiyordu sevgili en yakın arkadaşımın. Feysbuktaki fotoğrafların ne öyle, dedi önce. Sonra, Marmaris'teki herkes bana seni soruyor, Buse'ye ne olmuş diye, dedi. Oysa Buse'nin fotoğraflarında hiçbir şey yok. Ne götünü açtığı, ne tuhaf bir hal içinde hiçbir fotoğrafı yok. Meğer olay o değilmiş de zaten hepsinin barlarda çekilmiş olmasıymış. Ağlamaya başladığımdan, sonra konuşalım diye kapadım telefonu. Sonra da konuşmadık. Beni herhangi biri bu şekilde aramış ve kötü olduğunu anlatmış, ağlayarak da telefonu kapatmış olsaydı kesinlikle ertesi gün nasıl olduğunu öğrenmek adına onu bir daha arardım. Yakın biri olmasına gerek bile yok. Ama sevgili BFF'im beni geri aramadı.

Neyse, ne kadar sevdiğimi pek fark etmediğim ev arkadaşım dün itibariyle memleketine döndü. Bir sene boyunca hiç kavga etmeden güzel bir ev paylaşmıştık. Özleyeceğimi biliyorum. Şimdi onun kuzeniyle kalıyorum. Teyzemin de benim de içimde kötü bir his var bu durumla ilgili. Ama enerjimi iyiye yönlendiriyorum. Zaten ev bulur bulmaz Kadıköy'e taşınmayı kafama koydum. Avrupa Yakası'na adım dahi atmak istemiyorum artık. Anadolu'da gül gibi geçinip gideceğim.

He bir de fakülteden çok sevdiğim bir arkadaşıma blogumun linkini verdim. Her şeyi çok açık anlattığımı ve kendimi gizlemediğimi söyledi. Sorun olmaz mı sonra, diye sordu hatta. Şu ana kadar her zaman açık kitap gibi oldum. Her şey suratımdan belli olur benim. Saklayamam. Saklamayı da sevmem. Saklayan insanlardan da uzak durmaya çalışırım. Çünkü en çok o insanlardan zarar gördüm. Ki kaybedecek bir şeyim olduğuna da inanmıyorum. Sırf bu yazdıklarım, daha doğrusu yaşadıklarım yüzünden kaybedeceğim insanlar varsa onlar hiç durmasınlar şimdiden gitsinler hayatımdan hatta. Yalan söylemenin farklı bir yolu da olan şeyleri söylememektir. Yok hayır sevgili okuyucu, ben annem gibi olamam.

Size iyi geyikli geceler.


10 Şubat 2015

Paradoks.


Seni seven insanı sen sevmiyorsun, senin sevdiğin de seni sevmiyor. Bu böyle gidiyor sonra. Belki şansın yaver gidiyor, olmaz dediğin anda karşılıklı bir sevinç oluyor. Şansın yaver giderse tabi. Geçen gün izlediğim bir filmde erkeklerin şans vermediğini söylüyordu, kadın. Ama ben de vermiyorum. Yok, olmuyor yani. Beraberken eğlendiğim, tatlılıktan öldüğünü düşündüğüm bir T. var hayatımda. Huzurlu hissediyorum elbette yanında ama yok okuyucu olmuyor. Herhangi bir aşık olma durumu yok. Olmuyor. Belki olsa çok güzel günler geçirebileceğim. Farkındayım ama Kaizen sebebiyle olmuyor sanki.

Ya aslında ben şu an kimseyi sevmiyorum. Bunu kendime yediremediğimden sürekli birilerinden hoşlandığımı söylüyorum kendime. Aslında yalan. İki haftada bir insan başka birilerinden hoşlanır mı ya? Yazdan beri buraya bir sürü isim yazabilirim. Olmayınca vazgeçip başka limanlara yönelmişim sürekli. Ay bu insanı yoruyor da. Yoruluyorum hem de çok. Bir kendimi bırakamadım. Akışa kapılmayalı o kadar oluyor ki..

Şu stajımın başlaması gerek ve ben farklı bir ortama girmeliyim. Farklı insanlar tanımalıyım. Yoksa sonum hiç iyi değil yani. Taksim ortamında insan ne kadar iyi olabilir. 35-40 yaşında gelmiş insanların bile Taksim'den çıkamıyor oluşunun sebebi kendini çıkartamaması.

Hayır, tam olarak içinde değilim en azından ruhen bunu biliyorum. Ama tanımadığım insanlar bile hakkımda abuk sabuk düşüncelere sahip olabiliyor beni mekan mekan gezerken gördüklerinde. 1 senedir benden hoşlanan ve geçenlerde bana açılıp yazdığı şarkının olduğu bir cd veren çocuk bile, "eve tek başına gittiğinden emin olmak istiyorum." dedi bana. Sanki her gece eve başkasıyla gidiyormuşum gibi.. Beni T.'yle bir barda öpüşürken görmüşmüş. Aptal herif ben zaten T.'yle bir ilişkinin içindeyim. Bu nasıl bir çıkarım?!

Ama bütün suçu çocuğa da atamıyorum. İnsanların çoğu görünen köy, kılavuz istemez mantığıyla yaklaştığı için her duruma, suç bende aslında. Eskiden olsa hakkımdaki düşünceleri değiştirmek için hiç çaba sarfetmez beni bilen biliyor zaten diye devam ederdim. Ama şimdi bu konuda ne yapmam gerektiğini tam olarak kestiremiyorum.

Bir de ne varsa doksanlarda var.

9 Şubat 2015

mi acaba?


Gecenin şarkısı olsun. 






Kaçak Marlboro.



Yaklaşık iki saattir yazmak için uğraşıyorum. Eskisi gibi kendimden rahatlıkla söz edemiyorum sanırım. Onun yerine yeni, tatlış bloggerlar buldum onların yazılarını okuyordum. Ama yine de anlatacak şeyler olduğunun farkındayım.

Psikiyatra gittim. Sıramı beklerken oldukça zorlandım. Ellerimin titremesini durduramadım. Oysa yolda oldukça keyifliydim. Ne anlatacağımı, neler söyleyeceğimi düşünerek, kafamda kelimleri tekrar ederek bekledim. Doktorun odasına çıktığımda tabiki de aklımda hiçbir şey kalmamıştı. Bodoslama konuya girdim. Kırk dakika kadar konuştuk, konuştum. Komik geleceğini düşünerek saklamayı planladığım şeyleri bile söyledim. Annemi anlatmamı istedi. Kıran'la ayrılığımın sebebini sordu. Her akşam içmem için bir ilaç yazdı ve iki hafta sonra tekrar konuşmak istediğini söyledi. Koyduğu teşhisi bana söylemedi. Belki de bir teşhis yoktur ortada. İlacın duygu durumumdaki ani ve ağır değişimleri yüzde elli oranında dengeleyeceğine inandığını, söyledi. Geri kalan kısmın bende olduğunu biliyordum zaten.

Alkol almama sözümü tutamadım. Ama hiç sarhoş olmadım ya da ağlamadım içtiğim günlerde. Yanlış yaptığım tek şey ilacımı alkolle içmiş olmam. Üç gündür..

Önceki yazıda bahsettiğim şu hoşlandığım çocuk: Kaizen. Sabırsız ve cesur Brida'yı oynayıp, whatsapp'dan duygularımı açıkladığım çocuk oldu artık. Dün itibariyle. Eşekler gibi uyuşturucu kullanan ama at gibi bir bünyeye sahip olduğundan kötü halini daha hiç görmediğim yakın bir arkadaşımın yanına gittim dün. Mdma'li kahve içtik. Hoş bir deneyimdi. Ama uyuyup uyandıktan sonra bütün görüşümün berraklaştığı, seratonin homonunun bolca salgılandığı bir anımda Kaizen'e mesaj attım.
"Oyyy söyliycem artık ya. İçimde kalmasın yeter. Hiçbir bok olmayacaksa da söylemek istiyorum yoksa deliricem. Oğlum ben senden hoşlanıyorum. O bütün ağlamalarımın zırlamalarımın sebebi de buydu. Saçma sapan sürekli ağlayıp duran biri olarak tanımanı istemiyorum beni. Şaşırma hiç. Belki belli bile etmemişimdir ya da tahmin etmişsindir bilemiyorum. Whatsapp'dan ilanı aşk etmiş olmam da komik ama idare et artık. Ohh yemin ederim rahatladım ya."
"Sorun değil. :D " 
Cevabın güzelliğini fark ettin değil mi sevgili okuyucu. İnsanlar ne tuhaf oluyor bazen. Aslında tuhaflık da denemez, kendimden bir yaş küçük ve her tarafından olgunlaşmadığı belli olan bir çocuğa takıldım kaldım. Yine de bu megalomanlıkta bir cevap beklemiyordum tabisi. Ya şok geçirdi. Ya da gerçekten hayattaki en vurdumduymaz insan. Halbuki öyle tanımamıştım onu.

Neyse gelelim, eski sevgilimin aynı saatlerde bana mesaj atmış olması. Arada bir mesaj atıyordu zaten. Ama çoğu tehdit mesajı oluyordu. Seni kimseyle görmeyeyim, olay çıkartırım içerikli mesajlar. Bu seferki farklıydı. Yine de sadece ego tatmini yarattı bende o kadar. Tüm yaptığı şeylerden sonra attığı bir mesajın düşüncelerimi değiştirmeyeceğini kendisi de biliyor.
"Milyon kere sarhoş oluyorsam bir kere mesaj atıyorum. Birçok kez kendimi dizginledim yazmamak için. Aklıma hep iyi günler geliyor. Ateşini düşürdüğüm gün ya o sabahlara kadar seviştiğimiz gece ya da ayvalığa gittiğimiz şubat. Evet işler çığrından çıktığından beri sert davrandım. Sebebi benden uzak ol ve hayatını düzene sok diye. Seni görmek kötü hissettiriyor bu yüzden evet yine sarhoşum. Bu yüzden yazdım anlayacağın üzere ben askere gidiyorum. Bu cümleler bunun için, inan bana hiçbir şey beklemiyorum. (öyle düşündüğünü düşündüğüm için söyledim) Kimle olduğun umurumda değil benim için özeldin. Öyle kalacak. Sadece yaşadığımız iyi şeyler hafızamda. Umarım mutlu olursun."
 İçim o kadar soğuk ki, yüzümde bir gülümseme ya da bir hüzün kırıntısı bile oluşmadı mesajı okuduğumda. Tuhaf işte. İnsanlar, insanlık çok tuhaf.

Sonuç olarak hayatımın en garip dününü geçirdim. Kalan günlerimi büyük bir heyecanla bekliyorum.


     

5 Şubat 2015

waiting in slow motion.


Six Feet Under izleyerek depresyonuma koşuyorum. İnsanın duygularını örümcek ağı gibi ele geçiriyor resmen. Senelerdir izlememiştim. Başa almak çok iyi geldi. 2. sezona başladım şu an. Depresyon temizliği yapıp, evi çamaşır suyu kokutmam gerek ama bırakamıyorum diziyi.

İstanbul'a düştüğümden beri ilk kez işim olmamasına rağmen sabah onda uyandım. Sütümü içtim. Ve Maçka Parkı'na koşmaya gittim. Nasıl güzel bir hava var bugün. Sonunda güneşi iliklerimde hissettim. Aslında vampir değilmişim onu anladım. Şaka gibi ama bugün pozitifim.

Evde tek olduğumdan sürekli yüksek sesli kendimle konuşuyorum. Eğlenceli ama fazla kaptırmamam lazım. Yoksa insanlara ihtiyacım kalmayacak. Korkuyorum yani.

Haftayı planladığım gibi geçiriyorum. Sadece stalkerlıktan vazgeçmeliyim. O zaman tam olacak. Günlük stalk rutinim: whatsapp last seen'e bakmak, ardından twitter'ını yoklamak, bir de snapchat'te paylaştıklarıma bakmış mı diye kontrol etmek. En birinci stalker benim.

Bu da burada dursun.




4 Şubat 2015

Yeniden.

Sevgili okuyucu,



Ne zaman kendimi bulmaya çalışsam, eskiyi unutmak adına yeni bir blog açıyorum. Bu kez temellerimi sağlama almak için kendimi gizlemiyorum. 

Her şeyi oluruna bırakmaktan vazgeçtim. İşlerin sarpasarmasını durduramıyorum çünkü. Rüzgara savurduğum ne varsa ya bir binanın tepesindeki antene takılıp kaldı ya birileri açık penceresinden içeri aldı ya da gerisin geri bana döndü. Bu kez kontrolü ele alıyorum. "ele almaya uğraşmak" değil, netim bu konuda. Kendimi kaybedeli sanırım altı veya yedi ay oluyor. Yeni yarattığım Brida kof çıktı. 
Yeni Brida her şeye karşı çıktı. 
Her şeyi unuttu. 
Hiçbir şeyi önemsemedi.
Kendini bıraktığı yolda arkasına bile bakmaya tenezzül etmedi. Oysa birkaç ekmek kırıntısı bırakmış olsaydı durumum daha iyi olurdu şimdi. 
Toparlanmaya çalışmanın en güzel kısmı kendini güçlü hissetmek bence. Ruhunun yaydığı gücün yenilmezliğini görmek, isteklerini gerçekleştirebileceğinin bilincinde olmak. 
Çirkinleşen Brida'nın çok büyük sonuçları oldu hayatıma. Çok güzel olabilecek şeyleri, çok güzel insanları, çok güzel durumları kaybettirdi bana. Geri alabileceğimden de emin değilim. Geri almak ister miyim onu da bilmiyorum ya. 
Kendime bir hafta boyunca evden çıkmama sözü verdim. Alkolü bıraktım. Sigara hala beni mutlu eden ender şeylerden, onu kaybetmeyi istemiyorum. Partilemeyi bir kenara koydum, partilediğim insanlarla arama duvarlar örmeye çalışıyorum. 
Hayatımdaki önemli şeyleri bırakmak yerine, önemsizleri yok etmeye çalışıyorum artık. Yok edeceğim de. 
Asıl Brida'yı yeniden bulabileceğime olan inancım tam. Çünkü birilerinin beni sarsmasına, birilerinin bana "kendine gel" demesine fırsat vermeden durumun ayırdına kendim vardım. İçip, sıçtığım bir gün hatırlamadığım ama bana anlatıldığına göre dünyanın en iğrenç insanına dönüşüp, saatlerce ağlayıp, arkadaşlarımın huzurunu bozduğum o zaman dilimi; durup, düşünmemi sağladı. 
Çevremde gereksiz bir kitle oluşturmaya başlamış, her gece dışarı çıkıp, içip, sabahlamış; kitap okumayı bırakmış -ki en önemlisi bu benim için-, erkeklerle seviyemi korumamış, boşvermişlik içinde ne idiü belirsiz şeyleri isteyerek ve bilerek yapmıştım. 
Tüm bunlarla ortaya çıkardığım o insanın bana hiçbir getirisi olmayacaktı ki olmadı da. 

Kendime kızamıyorum. Kızamam. 1,5 senelik birlikteliğimi bitirdiğimde kendime hiç zaman vermedim. Üzülmek, ağlamak, kötü hissetmek adına. Zamanında deliler gibi sevdiğim adamı bir günde bıraktım ve hiç ağlamadım okuyucu. Bir kere bile. Güçlü durmam gerektiğini, mutlu gözükürsem mutlu olabileceğimi söyleyip durdum kendime. Sarsılmak için vakit vermedim. Birden bire kendimi yeni bir şeylerin içinde buldum. Sorgulamadım. İstediğimin bu olduğunu düşündüm. Üzülmek yerine hiçbir şey hissetmemeyi tercih ettim. O da beni dünyanın en kaygısız insanı yaptı. 

Yani ben böyle düşünüyordum. Oysa iki bira içtiğimde ufacık şeylere bile ağlamaya başlamıştım. Kendimi kandırabilirdim ama bilinçaltım bunlara kanmadı. Hoşlandığım çocuk normal kız arkadaşlarıyla konuşuyor diye, arkadaşlarım çok içmememi tembih etti diye, birileri bana merhaba demedi diye vesaire ne kadar boktan, saçma, küçük şey varsa hepsi için ağladım. Ama şarhoşluğun etkisinde ertesi gün hiçbirini hatırlamadım. 

İnsanların bu hallerime uyuz olduğunu ise işte o aydınlanmayı yaşadığım gün fark ettim. İnsanların hepsini siktir ettim de hoşlandığım kişinin de benden bu sebeple uzaklaştığını anladığımda eski Brida'yı bulmakta kararlıydım. 


Siz bana arayışımda şans dileyin, ben de size en güzelini armağan edeyim.